Cuma Namazının Tarihçesi

Cuma Namazının Tarihçesi Hakkında Bilgi

Hicretten önce Medine’de ilk cuma namazının kim tarafından kıldırıldığı konusunda iki farklı görüş vardır. Bir rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine’ye hicret etmeden önce oradaki Müslümanlar, sayıları artmaya başlayınca ehli kitabın haftalık toplantı ve ibadet günlerinin de bulunmasını göz önüne alıp toplanıp bir araya gelebilecekleri özel bir günleri olmasını arzu ettiler. Hz. Peygamber tarafından İslâmı öğretmek üzere Medine’ye gönderilen Mus’ab b. Umeyr, Müslümanların bu isteklerini Allah Resul’üne bir mektupla iletti. Hz. Peygamber de Müslümanların Cuma gününü bayram edinmelerine izin verdi ve Mus’ab’dan öğle vakti iki rekât namaz kıldırmasını istedi.
Diğer bir rivayete göre ise ilk cuma namazı Medine yakınlarında Benî Beyâza kabilesi arasında Nakî’u’l-Hadamât denilen yerde Es’ad b. Zürâre tarafından kıldırılmıştır. Hicretten önce Es’ad b. Zürâre’nin Müslümanları cuma namazına ilk toplayan; Mus’ab b. Umeyr’in ise namazı ilk kıldıran kişi olduğunu kuvvetle muhtemel görenler de vardır.

Cuma Namazının Tarihçesi

Cuma namazının Hicret’ten önce kılındığı bilinmekle beraber, ne zaman farz olduğu konusunda farklı görüşler vardır. İbn Abbâs’a göre Mekke’de farz kılınmış, ancak müşriklerin engellemesi yüzünden fiilen edası Hicret’e kadar ertelenmiştir. Bundan daha kuvvetli olan rivayete göre ise Hicret’ten önce Hz. Peygamber’in izniyle Medine’de kılınmış olmakla birlikte, Hicret esnasında farziyeti sabit olmuştur.

Resûlullah (s.a.v.), Medine’ye bir saat mesafede bulunan Kubâ’ya ulaşınca orada konakladı, pazartesiden perşembeye kadar ashabı ile beraber çalışarak İslâm’ın ilk mescidini inşa etti. Cuma günü Kubâ’dan hareket edip Rânûnâ vadisine gitti ve Sâlim b. Avf kabilesine misafir oldu. Bu sırada cuma vakti girdiğinden vadideki namazgâhta ilk cuma namazını kıldırdı.

Hz. Peygamber’in kıldırdığı ilk Cuma namazında irâd ettiği hutbesi şu şekildedir:
“Ey insanlar, (ahirete) gitmeden önce kendiniz için bir şeyler gönderin. Çok iyi biliyorsunuz ki Allah’a yemin olsun, sizden biriniz muhakkak (sonunda) düşüp ölecek ve hayvanlarını çobansız bırakacak. Muhakkak ki sonra rabbi ona arada bir tercüman ve onu kendisinden ayıran bir perde olmaksızın ‘Resul sana gelip tebliğde bulunmadı mı? Sana mal vermedim mi, ihsanda bulunmadım mı? Önceden kendin için ne hazırladın?’ buyuracak. O da sağına, soluna bakacak ve bir şey göremeyecek. Sonra da önüne bakacak orada da sadece cehennemi görecek. Öyleyse herkes gücü nispetinde yüzünü (kendini) cehennem ateşinden korusun. Yarım hurma ile dahi olsa bunu yapsın. Bunu da bulamıyorsa güzel bir sözle de olsa (kendisini cehennem ateşinden korusun). Zira muhakkak her iyiliğin karşılığı on katından yüz katına kadar verilir. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir