Doğruluk abidesi Kab bin Mâlik’in Tövbesi

Doğruluk abidesi Kab bin Mâlik'in TövbesiDoğruluk abidesi Kab bin Mâlik’in Tövbesi

Güneşin kavurucu sıcağı iyice kendini hissettiriyordu. O sıcakta, meyveleri olgunlaşan hurma dallarının gölgeliğinde biraz olsun serinlemek kadar insanı rahatlatan bir nimet olamazdı. Fakat Medine’de hummalı bir sefer hazırlığı vardı. Allah Rasulü Bizans’ın ani bir saldırı düzenleyeceği haberini almış, vakit kaybetmeden Medine-Suriye ticaret yolu üzerinde bulunan Tebük’e doğru yola çıkmayı uygun görmüştü. Yolculuk uzun ve meşakkatli olacaktı. Ordu iyi hazırlanmalıydı.

Medine’nin beş büyük k şairinden Kab bin Mâlik de sefere katılacaklar arasındaydı. Kab, hicretten önce Akabe’de yapılan görüşmelerde biatıyle Hz. Peygamber’i memnun etmiş, Bedir hariç o zamana dek yapılan bütün gazvelere katılmış, on yedi yerinden yaralandığı Uhud Savaşı’nda büyük kahramanlık göstermişti. Ancak bu kez biraz rahat davranmıştı. Sefere hazırlık için sabahleyin evinden çıkıyor, akşam olduğunda hiçbir şey yapmadan geri dönüyordu. Durum böyleyken günler günleri kovalıyor, Kab bin Mâlik kendini bir türlü toparlayamıyordu. O, daha vakit var diye düşünürken, hazırlıklarını tamamlayan ordu bir sabah yola çıktı. Kab bin Mâlik, yetişirim düşüncesiyle oyalanırken aradan birkaç gün daha geçmiş, epeyce mesafe kat edilmişti. Hala orduya yetişebileceği düşüncesiyle Medine sokaklarında dolaştığı bir gün, geride yalnızca münafıkların ve maddi imkansızlıklar yüzünden sefere katılamayanların kaldığını anlayınca hatasının farkına vardı ancak artık çok geçti. Rasulullah’ın dönüşünü beklemek zorundaydı. Haftalar sonra Allah Rasulü’nün Medine’ye dönmek üzere yola çıktığı haberini alınca Kab bin Mâlik’in içi içini kemirmeye başladı. Onun yüzüne nasıl bakacaktı? Hiçbir geçerli sebebi olmadığı hâlde Medine’de kalmıştı. Bu durumun nasıl bir izahı olabilirdi ki! Bir bahane uydursa mıydı acaba? Hayır, çözüm bu değildi asla. Her şeyi olduğu gibi anlatmak gerekiyordu.

Doğruluk abidesi Kab bin Mâlik'in Tövbesi
Doğruluk abidesi Kab bin Mâlik’in Tövbesi

Hz. Peygamber Medine’ye döndüğünde sefere katılmayanlar mescide gelerek mazeretlerini bildirdiler. Sıra Kab bin Mâlik’e geldiğinde Rasulullah ona ne sebeple seferden geri kaldığını sordu. Akabe’de aldığı sözü hatırlattı. Kab bin Mâlik elbette o günkü sözünü unutmamıştı fakat beyan edecek bir özrü de yoktu. Yalandan bir mazeret uydurmak yerine hatasını itiraf etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber ondan, Yüce Allah kendisi hakkında bir hüküm bildirinceye kadar beklemesini istedi. Mürâre b. Rebî’ ve Hilâl b. Ümeyye adlı iki sahabi de Kab ile aynı durumdaydılar. Bu üç sahabiye karşı Rasulullah’ı ve Medine’yi adeta derin bir sessizlik bürüdü. Kimse onlarla konuşmuyor, görenler yüzlerini ekşitiyordu. Yer gök, dağ taş sükût ediyordu sanki. Bu sessizliğe dayanamayan Mürâre ve Hilâl evlerine çekilip ağlıyorlar, Kab bin Mâlik ise aksine sokaklarda dolaşıyor, mescide namaza geliyor, Hz. Peygamber’in meclisine katılmaya çalışıyordu. Olur da selamına karşılık verirse diye Allah Rasûlü’nün dudaklarının kıpırdayıp kıpırdamadığını takip ediyordu ama nafile. Rasûlullah onunla göz göze bile gelmiyordu. Kâ’b çok pişmandı, üzüntüsü ve kederi tarifsizdi.
Medine çarşısında dolaştığı bir gün Şam taraflarından gelen bir adam Kab b. Mâlik’e, Gassan melikinden bir mektup getirdi. Gassan meliki, Hz. Peygamber’in Kab’a haksız muamele ettiğini iddia ediyor, buna karşılık topraklarına geldiği takdirde kendisinin onu layık olduğu hürmet ve taltifle karşılayacağını bildiriyordu. Ancak Kab bin Mâlik Rasûlullah’a karşı başka bir hata daha işlememeye karar vermişti, bu teklifi tereddütsüz reddetti.
Kab bin Mâlik’i derinden sarsan sessizliğin üzerinden kırk gün geçmişti. Allah Resulünden bu kez üç sahabi için eşleriyle birlikte yaşamalarını yasaklayan bir emir geldi. Ailesinden mahrum kalma pahasına da olsa, Hz. Peygamber’in emrine itaat etmeliydi Kab bin Mâlik. Hanımına hakkında bir hüküm bildirilinceye kadar babasının evinde kalmasını söyledi.

Doğruluk abidesi Kab bin Mâlik’in Tövbesi

Medine’yi bürüyen sessizliğin ellinci günüydü. Sabah namazını henüz eda eden Kab bin Mâlik’in vicdan azabı ve hüznü öylesine büyümüştü ki bütün genişliğine rağmen yeryüzü dar geliyordu ona artık. Elinden gelen tek şey Rabbi’nin azabından yine O’nun merhametine sığınmaktı. Bu düşüncelerle şehrin sessizliğine kulak veren Kab, birden “Ey Kab bin Mâlik, müjde!” diye koşarak kendisine gelen kişinin sesiyle irkildi. Göklerin ve yerin Rabbi tarafından tövbesi kabul edilmişti. Hemen secdeye kapandı. Vakit kaybetmeden Rasulullah’ın mescidine koştu. Mescide girer girmez Allah Rasulü’nün mübarek yüzü mutlulukla bir ay parçası gibi parlıyordu. Kab bin Mâlik’in yaşadığı en hayırlı gün bugündü. Hz. Peygamber’in simasından gönlüne sirayet eden neşeyle coşarak malının tamamını fakirlere bağışlamak istedi. Fakat Allah Rasulü ona, malının bir kısmını elinde tutmasının daha hayırlı olacağını söyledi. Bu büyük badireden doğruluğu sayesinde kurtulduğunu itiraf eden Kab bin Mâlik, yaşadığı müddetçe doğruluktan asla ayrılmayacağına dair Rasulullah’a söz verdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir