Hz. Osman Dönemi: Resmî Mushafların İstinsahı

Hz. Osman Dönemi: Resmî Mushafların İstinsahı

Hz. Ebû Bekir döneminde Kur’ân metni bir bütün olarak Sahifelere yazılarak bazı ayetlerin zâyi olması tehlikesinin önüne geçilmişti. Ancak sahâbe bazı ayetleri “yedi harf ” müsaadesine bağlı olarak farklı okumayı ve okutmayı sürdürdüler.
Hz. Ömer döneminde bazı hâfız sahâbîlerin dönemin belli şehirlerinde Kur’ân öğretimi için istihdam
edilmesi, belli bölgelerde belli kıraatlerin yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Medine’de Hz. Osman, Ali, Übey b. Ka‘b, Zeyd b. Sâbit; Kûfe’de Abdullah b. Mes‘ûd; Basra’da Ebû Mûsâ el-Eş‘arî; Şam’da Ebü’d-Derdâ; Filistin’de Muaz b. Cebel talebelerine Kur’ân’ı Hz. Peygamber’den öğrendikleri şekliyle okutuyorlardı. Bu durumda da şehirden şehire -hatta aynı şehirde- Kur’ân’ı okumada farklılıklar ortaya çıkıyordu. Bu okuyuşların bir kısmında Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında tilaveti kaldırılan kıraatler (harfler) de yer alıyordu.

Öte yandan bazı sahâbîler kendilerine özel mushaflar yazıyor, talebeleri de onları çoğaltıyordu. Mesela Kûfe’de Abdullah b. Mes‘ûd’un, Basra’da Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’nin, Suriye’de Übey b. Ka‘b’ın mushafı yaygın olarak okunuyordu. Hz. Ömer’in değişik şehirlerdeki Kur’ân öğretimini zaman zaman takip ettiği ve bir kısmına müdahale etme ihtiyacı duyduğu görülür.

Kıraat farklılıkları, zamanla, farklı sahâbîlerden Kur’ân öğrenen Müslümanlar arasında tartışma konusu oldu. Belli bir okuyuşu esas alanlar, diğer okuyuşlara karşı çıkmaya başladılar. Bu durumun Hz. Osman döneminde daha da yoğunluk kazandığı görülür. Tartışmalar diğer şehirlerle sınırlı kalmayıp müslümanların yönetim merkezi Medine’de de yaşanıyordu. Hz. Osman “Sizler benim yanı başımda Kur’ân hakkında ihtilaf ediyor, birbirinizi hatalı buluyorsunuz. Benden uzak şehirlerde olanlar daha şiddetli ihtilafa düşer.” uyarısında bulunmak zorunda kalmıştı.

Nihayet, Azerbaycan ve Ermenistan seferine birlikte katılan ve geneli itibarıyla ilk defa bir araya gelen Suriyeli ve Kûfeli Müslümanlar arasında Kur’ân okuma esnasında birbirlerini tekfire varacak tartışmalar yaşanmıştı. Durumun vahametini sezen Huzeyfe b. Yeman, sefer dönüşü evine uğramadan doğruca Halife Osman’ın yanına gitmiş, şahit olduğu durumu anlatıp Müslümanları Hz. Peygamber’e dayanan belli kıraatlerde birleştirecek bir çalışmanın artık zaruret hâline geldiğini dile getirmiştir.

Hz. Osman Dönemi: Resmî Mushafların İstinsahı

Neticede Hz. Osman, sahâbeyi toplayıp Kur’ân metnini istinsah ettirme kararını açıkladı. Bu iş için Medineli Zeyd b. Sâbit ve Kureyşli Abdullah b. Zübeyr, Saîd b. Âs ve Abdurrahman b. Hâris b. Hişâm’dan oluşan dört kişilik bir çekirdek heyet teşkil etti. Hz. Osman, heyete Kur’ân’ın herhangi bir kelimesinin yazımında ihtilaf etmeleri hâlinde onu, Kur’ân’ın esas itibarıyla nâzil olduğu Kureyş lehçesine göre yazmaları talimatını verdi.

İstinsah heyetinde yer alanların sayısı zaman zaman 12 kişiye kadar çıkmıştır. Mushafların istinsahında Hz. Hafsa’nın evinde muhafaza edilen Sahifeler esas alınmıştır. Bir ayetin hangi kıraate göre yazılacağında heyet arasında ihtilaf çıktığında, o ayeti bizzat Resûlullah’tan işitip ezberleyenlere başvurulmuş ve ayet onların beyanına göre yazılmıştır. 12 Heyet titiz ve şeffaf bir çalışma ile 5 sene zarfında (25-30/646-651) bizzat Resûlullah’a (s.a.v.) dayanan okuyuşları yansıtan “İmam (Ana) Mushaflar” yazmıştır. Bunlar, “Osman Mushafları” olarak da anılır.

Bu çalışma esnasında Resûlullah’a (s.a.v.) aidiyeti kesin olmayan veya tilaveti kaldırılan kıraatler dikkate alınmamıştır. Sûrelerin son hâliyle Fâtiha’dan Nâs’a tertibi de bu faaliyetle gerçekleşmiştir. Heyetin işi bitince Hz. Hafsa’dan emaneten alınmış olan Sahifeler iade edilmiştir. Hz. Osman’ın bu faaliyetine sağduyu sahibi hiçbir Müslüman karşı çıkmamış, yazılan mushaflar üzerinde tam bir görüş birliği sağlanmıştır.Hz. Osman Dönemi: Resmî Mushafların İstinsahı.

Hz. Osman mushaflarında Kur’ân’dan olmayan hiçbir şeyin yazılmaması ilkesine bağlı kalınarak sûre ismi, ayet sayısı, Mekkî-Medenî oluşu, ayet numaraları gibi bilgiler yer almamış, Tevbe sûresi hariç sûre başlangıçlarında yalnızca Besmele yazılmıştır. Harfler için harekeler ve nokta işaretleri de yoktur. Bu tür unsurlar Kur’ân metnine Hicri birinci asrın ikinci yarısından itibaren konulmaya başlanmıştır. Vakıf işaretleri, cüz ve hizib bölümlemeleri gibi unsurlar ise daha sonraki dönemlerde geliştirilmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir