İstanbul’un Sinagogları

İstanbul’un Sinagogları

İstanbul, çok eski devirlerden beri içinde hatırı sayılır bir Yahudi cemaati barındırıyordu. Bilindiği üzere Yahudiler, gerek Romalılar zamanında yaşadıkları sürgün ve gerekse de en önemli geçim kaynakları arasında yer alan ticaret vesilesiyle, Anadolu coğrafyasının farklı yerlerine dağılarak yerleşmişlerdi. Nitekim I. yüzyılda bugün Manisa ili sınırları içinde kalan ve 1000 kişi kapasiteli Sardis Sinagogu cemaatin ilkçağlarda, bilhassa batı Anadolu’daki konumu hakkında bize bir fikir verebilir.

İstanbul’un Sinagogları

Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olan Konstantinopolis’te daha 4. yüzyılda Bakırcılar semtinde bir sinagog bulunduğu biliniyor. Söz konusu yapı, İmparator II. Teodosius’un dindarlığı ile tanınan kızkardeşi Pulcheria tarafından kiliseye çevrilmişti. Nitekim aynı imparator tarafından Yahudiler şehirden de kovulmuş ve Konstantinopolis’in karşı kıyısında kalan Galata civarında yaşamak zorunda bırakılmışlardı. Sonrasında yeniden şehre döndülerse de, 11. yüzyılda bu uygulama tekrarlandı.Bizans imparatorluğunun son dönemlerinde ise Yahudilerin daha ziyade, Haliç kıyısına yerleştikleri görülür. Nitekim fetihten kısa bir süre önce temelleri atılan Ahrida, Yanbol gibi sinagoglar hep bu havalide sıralanmışlardır.İstanbul’un Sinagogları

Bizans devri Yahudiler’ine Romaniot denmekteydi ve Osmanlılar, şehri 1453’de fethettiklerinde bu cemaat ile karşılaşmışlardı. Hatta Fatih, temellerini attığı millet sistemi çerçevesinde Moşe Kapsali’yi de hahambaşı tayin etmişti. Sonrasında farklı dönemlerde İstanbul’a kalabalık Yahudi göçlerinin yapıldığı biliniyor. Malum olduğu üzere bu göçlerin en önemlisini 1492’de İspanya’dan kovulan Saferad Yahudileri teşkil eder. “Ladino” adı verilen ve İspanyolca etkisinde bir dil konuşan bu cemaat, 17. yüzyıldan itibaren Romaniot denilen grubu da kendi bünyesi içinde eritecektir. Öte yandan imparatorluk topraklarına farklı dönemlerde ve değişik gerekçelerle Almanya ile doğu Avrupa’dan çok sayıda Aşkenaz olarak anılan Yahudi grupları da göçmüştü. Almanca ile Slav lehçelerinin etkisinde “Yidiş” denilen bir dil konuşan bu grup da İstanbul’da kendi teşkilatlanmasını oluşturacaktır. Herşeye rağmen şehirde baskın olan, Saferad kültürüdür.

Bugün İstanbul sinagogları daha ziyade bir dönem kalabalık Yahudi nüfusu barındıran bölgelere yayılmışlardır. Bu bölgelerin başında Balat, Hasköy, Galata, Kuzguncuk ve Ortaköy gelir. Bu bölgelere ve içlerinde barındırdıkları sinagoglara kısaca bakacak olursak; Balat’ta bulunan sinagoglar daha ziyade cemaatlerinin geldikleri bölgelerin hatırasını taşır. Bölgenin en önemli sinagogu olan Ahrida ya da Ohrida, Makedonya’daki Ohri şehrinden gelen Yahudiler’ce, İstanbul’un fethinden kısa bir süre önce kurulmuştur.

Sinagogun en önemli özelliği ise Teva adı verilen dua kürsüsünün şeklidir. Ahrida’nın tevası, bir gemi pruvası şeklindedir. Bu şekilde inşa edilmesinin nedeni ise bir rivayete göre Hz. Nuh’un gemisine gönderme yapılması, bir diğer görüşe göre de Yahudiler’in 1492’de Osmanlı ülkesine kabul edilişlerini sembolize etmesdir. Yine Ahrida’da Yahudi cemaati, Osmanlı Devleti’ne olan sadakatlerinin nişanesi olarak 93 harbinin yaşandığı 1877 senesinde, Osmanlı ordusunun zaferi için sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın da katıldığı bir dua töreni gerçekleştirmişlerdi. Ahrida’nın hemen yakınında, Balat çarşısının içinde yer alan Yanbol Sinagogu ise Bulgaristan’ın Yanbol kasabasından göç ederek Balat’a yerleşen Yahudilerce, yine fetih öncesinde kurulmuştu. Bunun dışında Balat’ta Selenikli Yahudilerce kurulan Selaniko, Makedonya’nın Kasturiye kasabasından gelen Yahudilerce kurulan Kasturiya ve Çana, yine aynı bölgenin Veria kasabasından göçenlerce kurulan Veria ile, İstip kasabasından gelenlerin kurduğu İstipol sinangogları bugün ya ortadan kalkmış ya da kullanılmayacak durumda olan yapılardır. Söz konusu sinagoglardan biri olan Çana Sinagogu, aynı zamanda Hahambaşılık mahkemesi olan Beth Din’in de toplandığı yerdi. Bu özelliğinden dolayı bir dönem alt katı hapishane olarak kullanılmıştı. İstanbul’un Sinagogları

Yahudilerin Bizans zamanından itibaren yaşadıkları Galata, bilhassa 19. yy sonları ve 20. yy başlarında Balat ve Hasköy’den çok sayıda göç almıştı. Öncesinde de bir liman bölgesi olan Galata’da hatırı sayılır bir Yahudi topluluğunun yaşadığı biliniyor. Bugün 500. yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi olarak kullanılan Zülfaris Sinagogu ile yakın zamanlarda adı üzücü olaylarla gündeme gelen Kuledibi’ndeki Neve Şalom Sinagogu ilk akla gelen yapılardır. Karşı sahildeki en önemli Yahudi yerleşkesi ise Kuzguncuk’tu. Söz konusu bölge bilhassa suriçi İstanbul’unu kasıp kavuran yangınlardan ya da veba salgınlarından kaçan Balat ya da karşı sahildeki Galata bölgesinden kaçan Yahudilerce iskan edilmişti. Kuzguncuk, İstanbul içinde Kudüs’e en yakın bölge olması açısından zaman içinde muteber bir yerleşke haline gelecek, dindar Yahudiler bu özelliğinden dolayı Kuzguncuk’taki Yahudi mezarlığında toprağa verilmeyi vasiyet edeceklerdir. Bu nedenle bölge Yukarı ve Aşağı olarak da bilinen iki sinagoga sahipti.

Görüldüğü üzere İstanbul, içinde farklı kültürlere ait nice kıymetli eseri muhafaza ediyor. Her ne kadar yapıların önemli bir kısmı cemaatsizlikten ya da geçmişin meydana getirdiği tahribattan dolayı sağlıklı hizmet veremese de, varlıkları ile şehrin görkemli mazisine ışık tutmaya devam ediyorlar. İstanbullulara da, bu şehrin farklılıkları ile anlamlı bir bütün teşkil ettiğini unutmayıp ona sahip çıkmak düşüyor.

 Yazar: Önder KAYA
Din ve Hayat Dergisi/İstanbul Müftülüğü

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir