Mutlu Huzurlu Yuvanın Sırları Nelerdir?

Mutlu Huzurlu Yuvanın Sırları Nelerdir?

Her birey huzurlu bir aile ortamında yaşamak istediği gibi her anne-baba da kendi ciğerpârelerinin mutlu bir yuva kurmasını arzu eder. Ailenin esasen bu özelliklere sahip bir kurum olması “İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet var etmesi, Allah’ın varlığının belgelerindendir. Bunlarda düşünen bir toplum için dersler vardır” ayetiyle de beyan buyrulduğu üzere Yaratıcımızın bir muradıdır.
Böyle olmakla birlikte değerler dünyamızla ilgili kimi ihmallerimiz, kalıcı ve sürekli kazanımlar yerine peşin hazları tercih eden yapımız, bireyselliği-bencilliği ve dolayısıyla kişisel mutluluğu önceleyen modern hayat anlayışımız, tahammülsüz ve sabırsız tavrımız yukarıdaki niteliklere sahip aile yuvalarının kurulamamasına ya da kısa zamanda dağılmasına sebep olmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun şu verileri durumun nezaketini göstermeye yetecektir:
Gelişmiş batılı ülkelere göre teselli edici gibi görünsede boşanma oranları,  evlenme hızlarıyla orantısız bir biçimde yıldan yıla artış göstermektedir. Diğer taraftan son yıllardaki boşanmanın önemli bir oranının evliliklerin ilk beş yılı içinde gerçekleşmiş olması da düşündürücüdür:
Bu veriler, insanın yetişkinlik döneminin belki de en önemli evresi olan aile hayatının her yönden sağlıklı ve mutlu geçmesi için hem bireysel hem toplumsal hem de kamusal/siyasal duyarlılık gerektiğini göstermektedir.

Mutlu Huzurlu Yuvanın Sırları Nelerdir?

Bir aile kurma olgunluğuna erişmiş bireyler şu özelliklerin mutluluğu yakalamanın önünde birer engel olduğunu artık fark etmelidirler:
– Sadece kendisi için yaşamak,
– Kendi isteklerini öncelemek,
– Heveslerini gerçekleştirmek için meşruiyet sınırını alabildiğine genişletmek,
– Sadece bu dünyadaki âcil hazlar peşinde koşmak, bunun için de “özgür ve mutlu” olmayı yegâne amaç edinmek,
– Sabırsız, sorumsuz ve tevekkülsüz olmak.

Bireyler, ödevin haktan önce geldiğini bilmeli ve karşıdakinden hakkını istemeden önce kendisine “Acaba ben görevlerimi yerine getirdim mi?” sorusunu sormalıdır.
Modern zamanların “insan hakları” vurgulu değerler dizgesinin aksine İslâm, öncelikle sorumluluklarını bilen ve yerine getiren bir insan-toplum modeli öngörür.
Kur’an’da neredeyse bütün geçtiği yerlerde imana bitişik olarak takdim edilen “amel-i sâlih” deyimi, hakları talepten önce sorumlulukları yerine getirme borcuna işaret etmektedir. Sorumluluklarını yapan birey, aslında başkasının hakkını gözetmektedir. Tersinden bir bakışla, insanın hakkı, aslında bir başkasının vazifesidir.Herkesin böylece ödevini yerine getirdiği bir ortamda, hakkı çiğnenen, dolayısıyla hak talebinde bulunan kimse de kalmaz. “Siz kendinizi unutarak diğer insanlara erdemli olmayı mı öğütlüyorsunuz – hem de ilahî kelâmı okuyup durduğunuz halde! Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” âyeti, sorgulamaya öncelikle kendimizden başlamamız gerektiğini vurgulamaktadır. Mutlu Huzurlu Yuvanın Sırları…

Aile büyükleri, çocuklarını hayata fıtrat yani insan doğası ve yaratılışımızdaki temel değerler doğrultusunda hazırlamalıdırlar. Kadın ve erkeğin, modern hayat algısının dayattığı rekabetçi, hırslı, yargılayıcı, hükmedici, bencil, atomize, maddeci, uçarı, sınırsız özgürlükçü rolleri değil, ilk insandan bu yana değişmeyen faziletlerle örülü rolleri benimsemeleri gerektiğini hatırlatmalı ve eşiyle bir elmanın iki yarısı oldukları bilincini vermelidirler.

İnsanları güdüleyen ve davranışa sevk eden en etkili araç din olduğu için gerek söz konusu bilincin kazanılması gerek diğer bütün faziletlerin elde edilebilmesi için erken yaşlardan itibaren din ve ahlâk eğitimi verilmelidir.

Evliliğin huzurlu, mutlu ve dolayısıyla sürekli olabilmesi için evlenecek adayların birbirlerinin dengi olmalarına özen gösterilmelidir.

Denklik hem özellikle evlenecekler için hem de onların aileleri için kaynaşmayı ve ülfeti daha ça buk temin edecek, üstelik bunu sürekli kılacak bir unsurdur. Bunun için fakihler, kendi dönemlerinin şartları içinde eşlerin hangi yönlerden denk olmaları gerektiği üzerinde önemle durmuşlardır. Denkliğin son tahlilde dindarlık, iyi ahlâk ile ekonomik ve sosyo-kültürel seviye yakınlığı olmak üzere üç noktada aranacağı söylenebilir.

Aile büyükleri ve özellikle ebeveynler, çocuklarının evliliğinin onlar için olduğunu bilmeli aşırı müdahaleci olmamalıdırlar Kurulan aile çocuklarının yeni yuvasıdır; bu yuvanın hem iç hem de dış işleri ve ilişkileri de öncelikle onların sorumluluğundadır. Yol gösterme ve tecrübe paylaşma adı altında yeni evlileri yönetmeye kalkışmak, özellerine müdahale etmek, her evde yaşanabilecek bazı olumsuzlukları bahane ederek diğer tarafa karşı kendi çocuğunu kışkırtmak, huzur yuvası olması gereken haneyi bir şirket gibi görmek onlara yapılacak en büyük haksızlık olacaktır.

Sonuç olarak; ‘Mutlu Huzurlu Yuvanın Sırları Nelerdir, kısaca özetlersek; Günümüzün hızlı ve hazcı hayat anlayışı, farkında olmadan bizi birbirimizden koparmakta ve bağımsız, bencil tekil ve sonuçta yalnız varlıklar haline dönüştürmektedir. Âdeta, öyle bir felâkete doğru seyretmektedir ki, insanlığın son kalesi haline gelen çekirdek aile bile darbe almakta, tek ebeveynli aileler çoğalmaktadır.
Tıp teknolojisinin imkânlarıyla artık bir eşle beraberliğe gerek olmaksızın çocuk sahibi olunabilmekte, peşin ama geçici dünya hazlarından daha çok pay almak ve daha çok tüketmek adına veya çeşitli ekonomik ve toplumsal gerekçelerle karı-kocanın her ikisi de çalışma hayatında yer almakta, sonuçta çocuklar ve yaşlıların bakımları derin sevgi ve şefkatten uzak profesyonel kurumlara havale edilmekte, akraba ve komşuluk bağları zayıfl amakta, hırs ve bencillik artmaktadır.

Eğer böyle ailelerde yaşamak istemiyorsak, toplumdaki aile görünümlerinin bu olumsuzlukları doğurmasını istemiyorsak, herhalde yukarıda sıralanan konulara önem vermeli ve her üç düzeyde yani bireysel, toplumsal ve kamusal boyutta sorumluluklarımızın gereğini yerine getirmeliyiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir