Osmanlı Devleti’nde Namaz ile İlgili Tenbihnameler

Osmanlı Devleti’nde Namaz ile İlgili Tenbihnameler

Osmanlı Devleti’nde camiler, Kâbe’nin bir şubesi olarak bireysel ve sosyal hayatta pek çok işleve sahipti. Camiler, minberden mihraba, mihraptan kürsüye kadar devletin yönetim, ilim ve kültür merkezi olmuştur. Müslümanlar arasında cemaat şuurunun oluşması için halkın camiye gelmesi de zorunlu tutulmuştur.

Sultan II. Mahmut döneminde (19. yüzyılın ilk çeyreği) halkın ibadetlerine daha sıkı sarılması, dini emirleri daha rahat bir şekilde yerine getirebilmesi ve ibadetlerini huzur içerisinde yapabilmesi içinuymaları gereken kurallar ile sosyal düzeni bozacakhareket ve tavırlardan kaçınılması gerektiğinin yöneticiler tarafından yazılı olarak halka duyurulmasınatenbihnâme denir.

Bu tenbihnâmelerde müminlerin namaz vakitlerinde dükkânlarını kapatarak ve kahvehanelerde oturanların sohbetlerini yarıda keserek cemaate katılmaları tembih edilmiştir. Onların dünya ve ahiretlerini kazanmaları ve İslâm’ın nuruyla nurlanmaları istenmiştir. Cemaatle yapılan duaların daha makbulolduğu sıklıkla vurgulanmış, halkın beş vakit namazı camide kılması istenmiştir. İnsanların ticaret-i dünyeviyeyi bırakarak ticaret-i uhreviyeyi kazanmaları her daim teşvik edilmiştir.

Müslümanların namazlarını cemaatle ve tadil-i erkânla kılmaları tavsiye edilmiş, özellikle Cuma namazının farzını kıldıktan sonra alelacele camiden çıkmayarak sünnetleri de eda etmeleri istenmiştir. Kıtlık zamanlarında, deprem ve sel gibi afetlerde, taun ve veba gibi salgın hastalıklarda Müslümanların ümmet şuurunu idrak ederek sabah namazını cemaatle kılıp ardından Ahkâf suresini okumaları ayrıca namazın akabinde üç defa “Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber La ilâhe illallâhu vallâhu ekber Allahu Ekber ve lillâhillâhi’l-hamd” diyerek dua etmeleri tembih edilmiştir.Çocukların duasının daha makbul olacağı düşüncesiyle özellikle sıbyan mektebindeki öğrencilerin dua etmeleri istenmiştir.Müslüman halk camide toplanarak Allah’ın rahmet ve bereketini umarak yağmur duası yapmış, yine kıtlık ve kuraklık gibi sebeplerle camilerde yapılan dualara rağbet etmiştir.

Her daim halkın camide toplanması cami merkezli bir hayatın inşası için önemli bir basamak teşkil etmiş ve Müslümanın hayatının cami çevresinde yoğunlaşmasını sağlamıştır. Böylece hep birlikte avuçlarını semaya açarak dua eden ve ümmetin derdini dert edinen bir toplum hedeflenmiştir. Namaz kılanların birbirleriyle tanışmaları ve hâllerinden haberdar olmaları, Müslümanlar arasındaki sevgi, muhabbet ve dayanışmanın artmasına ve içtimai ruhun teşekkülüne vesile olmuştur.
Fertleri disiplin ve intizama alıştıran, her işin kendisine has zamanda en iyi şekilde yapılması gerektiğini ifade eden namaz, cemaatle kılındığı takdirde bir cami kültürünün oluşmasını sağlamıştır. Yağmur duası yapıldıktan sonra yağmur yağmaz ise ya da zelzele gibi doğal afetler devam ederse bu felaketlerin sebepleri araştırılmıştır. Müslümanların oyun ve eğlenceye dalması, akaidinde zayıflık olması, savm u salâta rağbet etmemesi ve namazı cemaatle kılmaması bu afetlerin başlıca sebepleri olarak gösterilmiştir.

Osmanlı ordusu sefere çıktığında halk camide toplanarak farz namazın akabinde ordunun muzafferiyeti için dua etmiştir. Devlet tarafından çıkarılan emir ve fermanlarda tüm Müslüman halkın “İslâm ordusunun muzafferiyeti için farz namazlardan sonra Fatiha-i Şerife okuması” tembih edilmiştir.

Memurların namaz saatlerinde cemaate katılmaları istenmiş ve mesai saatleri de namaz vakitlerine göre belirlenmiştir. Memur ve kâtiplerin içinde bulundukları mevsim icabı sabah saat dörtte işe başlayıp akşam on buçukta işi bırakmalarının uygun olacağı kararlaştırılmıştır.

Cemaatin cami çıkışında izdiham yaşamaması ve rahatsız olmaması için seyyar satıcıların cami önlerinde satış yapması yasaklanmıştır. Cami önlerinde cemaati temizlik noktasında rahatsız edecek durumlara müsaade edilmemiş ve bu hususta gayet titiz davranılmıştır. Cami ve mescit duvarlarına zararlı kartpostal ve afişler astırılmamış, cemaatin akâidini zedeleyecek durumlara mahal verilmemiştir.

Camilerin yakınında oturan gayr-i Müslimlerin namaz sırasında cemaati rahatsız etmemesi emredilmiş, hatta camilere yakın mekânlarda Müslüman ahalinin oturması tavsiye edilmiştir. Ezan ile çan sesinin aynı zamana denk gelmesi Müslüman ahalice hoş karşılanmadığından, çan sesinin ezan ve namaz vakitleriyle çakışmamasına özen gösterilmiştir. Örneğin Galata’da bulunan Sultan Bayezid Camii’nin bitişiğindeki Hüseyin’in kahvehanesi ile Kiryako’nun dükkânında çalgı çalınıp oyun oynandığı için namaz kılan cemaatin rahatsız olduğu ihbarı yapılmıştır. Cami, mescit, tekke, medrese vesair mukaddes mekânlara yakın yerlerde fonograf çalınmasına kesinlikle izin verilmemesi istenirken bu hususta kusuru bulunan görevliler hakkında da işlem yapılması talep edilmiştir.

Şer’i bir özür olmadıkça herkesin beş vakit namazını cemaatle eda etmesi istenmiş, halka ilmihal kitapları dağıtılarak onların bilinçlenmesine çalışılmıştır.Padişahın camiye gelenlere dağıttığı hediyeler, Müslüman gençleri ve çocukları camiye çekmiştir.

Padişahın özellikle Cuma namazlarından sonra arzuhal takdim edenlere yaptığı ihsanlar,mübarek günlerde ve gecelerde verdiği hediyeler küçük büyük herkesin cami iklimini solumasını ve müminlerin kalplerinin mescitlere bağlamasını sağlamıştır.

Darülaceze’de ve mekteplerde cemaatle namaza itina gösterilmesinin emredilmesi ayrıca bütün resmî daire ve mekteplerde ezan okunarak farz namazların cemaatle kılınmasının istenmesi üzerine bazı resmî kurumlara İmam Hatipler tayin edilmiştir.

Osmanlı Devleti’nde Namaz ile İlgili Tenbihnameler

Çocukların camiye ve cemaate alışması, camilerin de çocuklarla süslenmesi amaçlanmıştır. Küçük yaşlardan itibaren çocukların kalbine ezan, cami ve cemaat mefhumu yerleştirilmiş ve çocuklar cemaatle namaza alıştırılmıştır. Mekteplerdeki talebelerin namaz eğitimiyle yakından ilgilenilmiş, mazeretsiz kılmayanlara ve Teravih namazında yaramazlık yapan çocuklara tembih mahiyetinde küçük cezalar verilmiştir.

Osmanlı Devleti'nde Namaz ile İlgili Tenbihnameler
Osmanlı Devleti’nde Namaz ile İlgili Tenbihnameler

Günümüzde olduğu gibi Osmanlı döneminde de imamların namaz kıldırma şekilleriyle ilgili şikâyetler vukû bulmuştur. Cemaatin cami ve imamlarla ilgili şikâyetleri ciddiye alınmış özellikle teravih namazını çok hızlı kıldıran imamlar uyarılmıştır.

Gerekli tüm uyarılara rağmen namaz kılmayanlar ve özellikle cuma namazını kılmayanların şu şekilde listeleri hazırlanarak kadı tarafından şer’iye sicillerine kaydedilmiştir:

“Bu tafsîl mahallelerde olan bî-namâzı beyân eder ki zikr olunur. Boğdan Hamza, Çoban Atmaca, Çalabverdi Kara Hüseyin, Alişâr oğlu Ali, Yeniçeri Yusuf Berber, Ahmed Cüllâh, Karagöz oğlu Ali, Bostancı Yusuf, Kara Halil…”

Namaz kılmayanlar ve cemaate iştirak etmeyenler önce ahiret günü ve Cenab-ı Hakk’ın azabıyla tehdit edilmiş ardından kınama ve uyarı cezaları verilmiştir. Mahalle imamlarının şahitleriyle beraber hazırladıkları bî-namaz listeleri doğrultusunda namaz kılmamakta ve cemaate gelmemekte direnenlere toplumdan tecrit edilmek ve dışlanmak anlamına gelen mahalleden ihraç cezası dahi verilmiştir.

Ferman ve buyruldular dışında namaz hocası ve namazın fıkhî yönlerini anlatan eserler ile beraber halkı namaza teşvik edecek farklı risaleler kaleme alınmıştır.[Müslümanların beş vakit namazı cemaatle kılmaları ve vâizlerin dua ve istiğfarda bulunmaları hususunda İstanbul kadısına gönderilen buyruldu] Der-kenâr: Cevâmi ve mesâcid ve vâiz efendilere dua ve istiğfar emri Bâ-sah Şer’iyye Sicilleri Arşivi Üsküdar Mahkemesi 1 numaralı sicil arka kapak

Osmanlı Devleti'nde Namaz ile İlgili Tenbihnameler
Osmanlı Devleti’nde Namaz ile İlgili Tenbihnameler

İstanbul Kadısı İzzetlü Faziletlü Efendi hazretleri İrâde-i kâtı’a-i İlâhiyye taalluk eylediği kaza-yı mübrem beher hal evkât-ı mukadderesi hulûlünde zuhûr etmemek emr-i muhal ve tedâbir-i ukûl-i beşeriye ile sarf ve tahvili adîmü’l-ihtimaldir lakin herkes salah-ı haline müte’allık umûrda irâde-i cüziyyesini sarf ile eltâf ve inâyât-ı Rabbâniyye niyaz ve rica etmeğe memur olmağla hakk-ı Subhânehû ve Teâlâ hazretlerinin ef ’âli ilel ve ağrâzdan âri olup hüküm ve masâlıhı mutazammın olduğundan “ve mâ halaktü’l-cinne ve’l-inse illâ li-yebudûn” nazm-ı celilinin muktezâsınca taifeteyn-i merkûmeteyn Allahu Zü’l-celali bilip emrine imtisâl ve nehyinden ictinâb ederek ibadet eylemek maslahatı için halk olundukları ve ilim ve iman ve ta’ât bulunduğu hengâmda dünyada emniyet ve rahat ve hazb ve rehâ hâsıl olup neşe-i uhrâda naim-i ebediye vâsıl olunacağı nusûs-ı kâtı’a ile sâbit ve hilâfı rızaen lillâhi hareket olunup cehl ve isyan tahakkuk eylediği zaman “zahara’l-fesadü fi’l-berr ve’l-bahr mimmâ kesebet eydi’n-nâs liyüzîkahum ba’dallezî amilû le’allehum yerci’ûn” nazm-ı kerimi mübtefâsınca nehb ve gârât ve katl-i nüfûs ve hark ve gark ve kaht ve galâyı müstelzem olup tâib ve müstağfir olduklarında ihsan-ı İlahi câri olageldiği ve birkaç seneden beri tahaddüs eden fesâdât ve fiten Zeyd ve Amr’dan bilinmeyip “mâ esâbek min hasenetin feminallâh ve mâ esâbek min seyyietin fe-min nefsik” nass-ı şerifi üzre kendi kusur ve günah ve isyanımız sebebiyle işbu havâdis-i nâkihe zuhûr-ı manevî tenbih-i İlâhi olduğu ukûl-ı selime ashâbı indinde ke’ş-şemsi fî vasati’n-nehâr zâhir ve âşikar olmağın imâmu’l-müslimîn halife-i rûy-i zemin zıllulâhi fi’l-alemîn şevketlü azametlü adâletlü kudretlü kerâmetlü veli nimet-i âlem Padişahımız efendimiz -halledallâhu hilâfetehû- ve ebed-i saltanata hazretlerinin irâde-i aliyye-i şahâne ve niyet-i hâlisa-i mülûkâneleri “elem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea’ kulûbuhum li-zikri’llâh” ayet-i kerimesi mûcebince her husus şer’-i şerife ve kanun-ı münife tatbik olunarak daima tahsil-i rızâ-yı Bâri ile zaman-ı adalet-nişân-ı mülûkânelerinde bi’l-cümle fukarâ ve zu’afâ ve ahali ve reayâya neşr-i âsâr-ı adalet ve ifâza-i envâ-ı bir ve refet ile mezâlim ve ta’addiyâttan himayet ve sıyânet ve her halde refah ve rahatları idiğü hâlen ve kâlen malûmumuz olan ketfiyâttan ve amâl ve efâlimizi daima tefekkür ve mülâhaza birle âlûde olduğumuz çirkâb-ı masiyetten “tûbû ilallâh tevbeten nasûhâ” fehavâ-yı ita’at ihtivâsı üzre tövbe ve istiğfar ve rızâen lillâh tahsiline sa’y ve ibtidâr ile memur olduğumuz evkât-ı hamseyi cema’atle edâ vesâir ferâiz ve sünen-i Resûlullahı ifâ ve masiyet ve günahlarımız afvını dergâh-ı Cenâb-ı Kibriyâdan bi’t-tazarru rica ederek ve devam-ı ömr-i devlet ve tezâyüd-i şân u şevket-ı zıllulâh ile gâliben ale’l-a’dâ mansûru’l-lehv olmaları için hayır duaya muvâzebet ve müdâvemet eylemek cümleye vâcibe-i zimmet ve bâis-i hayır ve bereket olduğu bedihiyâttan olup bâ-husus “etî’ullâhe ve etî’urresûl ve ulu’l-emri minkum” ayet-i kerimesi muktezâsınca Allahu zü’l-Celâl hazretlerinin emrine ve Resûl-i Ekrem sallalâhu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin emrine ve şer’-i şerife muvâfık olduğu halde ve emr-i mübâhta halifetullâh hazretlerinin emrine itâ’at ve inkiyâd cümle üzerine farz-ı ayn oldu müsellim-i ulu’l-elbâb iken ekser nâsı cehl istîâb edip heva ve nefislerine tebaiyetle menâhiye mâil ve hak ve bâtılı fark ve temyizden gâfil olduklarına mebni bu makûleler vazife-i halleri olan ilim ve iman ve ta’ate ve rûz-ı cezada bâ’is-i selâmet ve necatları olacak hâlât-ı hasene istihsâline sa’y ve mübâderet eylediklerince “leallallâhe yuhdisu ba’de zâlike emra” manalarına kemâl-i vüsûk ve i’timâd olunduğuna binâen cenâb-ı veli rahmetinden afv ve merhamet ile emniyet ve rahat ve hisb ve reha ihsan i’tâsı memûl ve ricası zımnında bu bâbda nusûs-ı kâtı’ayı şâmil olan âyât-ı celile-i Kurâniyye ve ehâdis-i şerife-i Nebeviyye me’âni-i latîfelerini izah ve beyan ederek İstanbul ve memâlik-i sâirede olan vâiz ve nâsih efendiler cevâmi’de sıdk ve hulûs ile cema’at-i müslimîne va’az ve nasihate devam ve dersiam efendiler dahi ifâde-i ulûm-ı nâfi’aya sa’y-i tâm ve gerek vâiz ve nâsih ve dersiam efendiler herkese vazâif-i hâliyye ve farâiz-i diniyyelerini telkin ve ifhâm eylemeleri hususu suverî ve manevi nice fevâidi müstelzim bir emr-i savâb ve vesile-i ecr-i cezîl bî-hesab olmağla ibtidâ bu keyfiyet cânib-i hazret-i Fetvâpenâhiden beyan ve inhâ ve ba’dehû ale’t-tafsil huzûr-ı meyâmin-mevfûr-ı cenâb-ı cihanbâniye arz ve inbâ oldukta niyet-i hâlisam bu vechile olduğu Allahu zü’l-Celâl hazretlerine malûmdur. Her kim hilâfına zâhib olur ise Cenâb-ı Hak adliyle mu’amele eyleye. İşbu vesâyâyı hayriye ile daimen ve müstemirran amel ve hareket eylemek cümle müminîn haklarında sermaye-i selamet-i dâreyn olmağın Cenâb-ı Rabbü’l-âlemîn ümmet-i Muhammedi a’mâl-i sâlihaya cümleyi salâh-ı hâle meyl ettirmek için İstanbul ve memâlik-i mahrûseye fermanlar neşriyle tenbih ve tekid olunup cemaati terk etmemelerine ve ale’l-husus sabah namazlarında cemaate müdâvim olmalarına ve es-salâ verilmesine ihtimam ve dikkat oluna deyu mübârek hatt-ı Hümâyun-ı adalet-redîf-i şehriyârâne şeref-bahş-ı sudûr olmağla bâlâda beyan olunan fehâvi-i şerife ayn-i şeriat ve zîb-efzâ-yı sahife-i sudûr olan hatt-ı Hümâyun-ı [117b] mülûkâne mazmûn-ı münifi dahi mahz-ı kerâmet ve delil-i envâ-ı hayr ve bereket olup mûcebince amel ve hareket cümleye vâcibe-i zimmet-i diyânet idiğü müsellem ve müsebbet olmaktan nâşi memâlik-i mahrûseye müekked evâmir-i şerife ısdâr ve neşr ve tisyârıyla tenbih ve tekide ibtidâr olunduğundan imdi siz dahi mahallât imamlarına vesâir iktizâ edenlere harf be-harf beyan ve tefhim ve Âsitane-i saâdet derûnunda ve bilâd-ı selâsede olan mehâkim sicillâtına dahi aynıyla sebt ve kaydettirterek ale’d-devam infâz ve icrâsı esbâb ve vesâilinin istihsal ve istikmaline sa’y-i azîm eyleyeler deyu.

Fî 11 Zilka’de sene [12]23/[29 Aralık 1808] Osmanlı Devleti’nde Namaz ile İlgili Tenbihnameler
Kaynak: Din ve Hayat Dergisi

Esra YILDIZ
TDV / Musahhih

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir