Resulullah Efendimizin Sireti

Resulullah Efendimizin SiretiO mübareğin gölgesi yoktu, çünkü kendisi baştan ayağa nurdu. Hiç şüphesiz nurun gölgesi olmaz. Mübarek başının üzerinde, o nereye giderse onunla birlikte giden bir parça bulut vardı. Gözleri, önden nasıl görürse arkasından da öyle görürdü. Bir kere baktı mı doğuyu ve batıyı tamamen görürdü. Kulakları uyanıkken işittiği gibi, uyurken de aynen öyle iştirdi. Burunlarındaki mucize şu idi: Hz. Cebrail vahiy getirmek için ne zaman göklerdeki makamından ayrılırsa, onun kokusunu alırdı. Dişlerinin arasından çıkan nurdan, gece yollar aydınlanırdı. Biri bir şey kaybetse bu nurun ışığıyla bulurdu. Mübarek sırtında güvercin yumurtası hacminde mühr-i nübüvvet (peygamberlik nuru) vardı. Terlediğinde teri misk ve gül gibi kokardı. Bir avuç toprak alıp düşman ordusunun üzerine attığında, on iki bin askeri perişan etti. Bir parmağıyla aya işaret etti, ayı ikiye ayrılıp bir parçası yere kadar indi ve onun peygamber olduğuna şehadet etti.

Parmaklarından sular akıttı. Zehirle pişirilen kuzunun eti ona, “Ey Allah’ın Resulü! Zehirliyim, benden yeme” dedi. Hurma fidanını yere diker dikmez hemen meyve verdi, meyvesini yediler. Nereye giderse gitsin bütün ağaçlar ve taşlar ona selam verirdi. Herkesi güzel ahlakı ile hayran bırakırdı. Hiçbir zaman riyakarlık yapmadı ve nefsine bir an olsun uymadı. Hüküm verirken taraf tutmadı. Fakirlikle övünürdü. Yoksulluktan aba giyerdi. Alçak gönüllülükten daima arpa ekmeği yerdi. Fazla bir şey yemezdi. Dünyaya “mel’un” derdi. Dünyayı sevenlere sevgi göstermezdi. Hiç ihtilam olmadı (rüyalanmadı) Ve üzerine sinek konmadı. Bir ve pire ısırmadı.

Hak Teala onu, bütün peygamberlerden üstün kıldığı için zatı halim, ahlakı kerim idi. Konuşması düzgün ve pürüzsüz, sözleri üstün manalı idi. Sabrı ve rızası  en olgun seviyedeydi. Halka karşı şefkat muhabbetliydi. Kim kendisini davet ederse zengin fakir demeden, bu davete  icabet ederdi. Hastaları ziyaret eder, hallerini sorardı.
Resulullah Efendimizin Sireti
Uzaklarda ölen bir kimsenin gıyabında cenaze namazını kılardı. Şehirde ölenlerin cenazesinde hazır bulunurdu. Âlimleri, bilgisizlerden daha üstün tutar, hürmet gösterirdi. Kâfirlere ve münafıklara asla kıymet vermezdi. Kimseye kötü söz söylemedi. Kimseye küsmedi ve tükürmedi. Kendisine kötülük edenlere iyilik ederdi. Ne zaman bir topluluğun bulunduğu yere varsa boş bulduğu yere oturdu. Zenginlere zenginliklerinden ötürü özel saygı duymadığı gibi, yoksulları da yoksulluklarından dolayı hor görmedi. Elbisesi eskiyince kendisi tamir ederdi. Hangi bineği bulursa ona binerdi. Düşkünlerin elinden tutardı. Pazartesi ve perşembeleri, Eyyâm-ı bîz denilen Arabî ayların 13,14 ve 15. günlerinde ve Aşura gününde oruç tutardı. Geceleri ibadetle ihya ederdi. On rekat gece namazından sonra vitir namazını kılardı. Yatağının yanında oturur vaziyette iki rekat namaz kılardı. Sözün kısası bütün kemal sıfatları (olgunluk vasıfları) kendisinde toplanmıştı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir