Sesin zamanda yolculuğu

Sesin zamanda yolculuğuSesin zamanda yolculuğu

Radyo, insana dair tüm sesleri ve duyguları dalga dalga yayarak hayal gücüne seslenen sihirli bir kutu olarak doğar. Evlerin baş köşesindeki yerini aldığında, artık tüm aile bireylerini kayıtsız şartsız başına toplayan devasa bir kutuya dönüşmüştür. Bu kutudan yayılan sesler insanlarla doğrudan temas kurarak duygularına, düşüncelerine dokunduğunda ince işlenmiş bir sanata benzemeye başlar. Radyonun etkisi insanlar üzerinde o kadar güçlüdür ki, tek iletişim aracı olarak kah insanların dünyasını renklendirir, kah onları sokağa döker.
Başlangıçta telsiz telefon olarak adlandırılan radyonun mucidi İtalyan Guglielmo Marconi’dir. Ancak radyonun öyküsü ilk düzenli radyo yayınının yapıldığı 2 Kasım 1920’den çok önceye dayanır. Zira, gelişmeler öyle bir günde olmaz, önce Michael Faraday elektromanyetik indüksiyon prensibini geliştirir. Sonra, 1842 yılında Joseph Henry, iki iletken madde arasında bir manyetik akım olduğunu ve mesafesinin de 30 metre civarında olduğunu keşfeder. 1858 yılında Feddersen, deneyleriyle akımın dalgalanma özelliğini keşfeder. Clerk Maxwell, elektromanyetik bir sinyalin havada taşınabileceğine ilişkin teoriyi bulur. Graham Bell, İngiltere ile Wight adacığı arasında denizaşırı sinyal göndermeyi başarır.

1887 yılında Alman izikçi Heinrich Rudolph Hertz, Maxwell’in teorisini kanıtlar ve radyo dalgalarını ileten ilk bilim adamı unvanını hak eder. 1895 yılında Popof, doğal elektrikli dalgalar için bir alıcı kuran ve bu alıcıyı fırtınalı havalarda deneyen kişidir. Marconi ise, bütün bunları gerçek yaşama uygulayan kişi olur; 1896 yılında ilk telsiz sinyalini iletmeyi başarır. Needles’da bir istasyon kurar ve telsiziyle denizaşırı iletişimin babası olur.

Sesin zamanda yolculuğu

Radyonun dinleyiciyle kucaklaşması ise Lee De Forest’ın 1906 yılında Audion tüpünü keşfetmesi ve bir ampliikatör yardımıyla insan sesinin iletilebileceğini kanıtlamasıyla gerçekleşir. Kaldı ki, bu ana dek yapılan hiçbir buluş bugün bildiğimiz anlamdaki yayın niteliğinde değildir. Radyo aracılığıyla ilk yayını Reginald Fessenden yapar. Bundan ancak 12 yıl sonra geliştirilen superhetrodyne teknolojisiyle radyo evlerin başköşesindeki yerini alır. Öyle ki, 1920 yılında Amerika’da bir milyon evde radyo vardır; pille çalışan, hoperlör yerine kulaklığı ve birkaç arama düğmeli olanlardan…

Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından radyo ile ilgili bu gelişmeler, Türk insanının evine henüz ulaşmaz. Sonraki yıllarda gelişen teknoloji ve yaygınlaşarak her eve girmesiyle radyo herkesin gönlünde taht kurar.

Haber radyonun en büyük gücüdür. Ancak müzik de radyo ile birlikte dinleyicilerin gönlünde geniş bir ufuk açar. Özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında insanlar radyonun tutsağı olurlar. 1947 yılında insanların hayatına giren transistorlu radyolar tarihlerinde ilk kez bir rakiple, televizyonla karşılaşırlar. Ancak o yıllarda iddia edildiği gibi radyonun ömrü televizyonun evlere girmesiyle sona ermeyecektir.

Sesin zamanda yolculuğu
Sesin zamanda yolculuğu

Türkiye’de 1940 yılında Ankara’da kurulan Radyo Dairesi’ni, İzmir Belediyesi tarafından 1949 yılında kurulan İzmir Radyosu takip eder. 1950’li yıllarda haber, müzik, spor yayınları kendi alanlarında uzmanlaşır; dramalar ve komedi programlarını Zeki Müren’li, Saiye Ayla’lı, Müzeyyen Senar’lı, Hamiyet Yüceses’li müzik ziyafetleri izler. Anadolu Ajansı haberleri ve yurt dışından Türkçe’ye çevrilen Dinleme Servisi’nin verdiği bilgiler vazgeçilmez hale gelir. Derken Arkası Yarın’lar, Radyo Tiyatroları… Çok sesli ve çok radyolu yıllar, yeni programlar, yeni yayınlar, yeni sloganlarla artık radyo ince işlenmiş bir sanattır.
İşte o günlerden beri her zaman dinleyenlere hayal etme olanağı sunan radyo, en az değişikliğe uğrayan iletişim aracı olarak halen hayatımızda.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir