Yazının ve yazılan eserlerin kayıt altına alınması

Yazının ve yazılan eserlerin kayıt altına alınmasının amacı nedir?

Yazının temel amacı kuşkusuz kalıcılık olarak karşımıza çıkar. Bir başka ifadeyle mevcut bilgi birikimini kayıt altına almak, kümülatif hâle getirmek, korumak ve sonraki nesillere ulaştırmak… Dolayısıyla yazılı materyaller kültür havzaları için bireysel belleği/hafızayı aşan, bilgiye sahip olan kişi ile kayıtlı olmayan, sonraki nesillerde bir bellek oluşturan ve sürekli olarak referans kabul edilen/başvurulan bir hafıza depolama merkezi olmuştur.

Kitap, bir hafıza olarak kültürün, geleneğin, mirasın korunması ve çoğalmasına aracılık etmeyi amaçlamıştır. Bu nedenle kütüphaneler toplanan, derlenen bilginin elde tutulmasını sağlamak üzere bütünsel bir hafızanın oluşturulması amacıyla kurulmuşlardır. Bilginin güç olduğu, en erken zamanlardan itibaren bilinen bir hakikatti ve medeniyetin gelişmesine paralel olarak bilginin de giderek spesifik ve daha gelişkin şekilleri oluşmaya başladı. Buna uygun olarak çoğalan bilginin paylaşılması elbette gücün en önemli gerekliliklerinden biri hâline gelmiştir. Medeniyetin gelişiminin kütüphane ve kültürdeki gelişmeye çok paralel bir seyir izlediği rahatlıkla gözlenebilmektedir.

Yazının ve yazılan eserlerin kayıt altına alınması

Hafızlardaki bilgi ve tecrübeleri kayıt altına alma işi öncelikle dinî saikle ortaya çıksa da en etkili dürtü kâtip ve hâsib sınıfının gereksinimiydi. Daha genel bir ifadeyle söyleyecek olursak toplumun/kabilenin/klanın gereksinimi için üretilen bilgi ve tecrübe belleklerde muhafaza edildi ve sonraki nesillere aktarılmak üzere çeşitli materyallere işlendi. Bunun için de oldukça fazla metin üretilmiş oldu.
Bilginin ve tecrübenin üretimi, çeşitli materyallerle kayıt altına alınması ve nesillere aktarımı zaman zaman tartışmaya neden oldu. Tartışma bu bilgilerin ehil eller eline geçip geçmeyeceği kaygısından kaynaklanıyordu. Pisagoryenler bu yüzden geriye neredeyse hiç bir yazılı metin bırakmamışlardır. Platon ise bilgi konusunda en ihtiyatlı davranışın bir şeyi yazmayıp ezberlemek olduğunu, çünkü yazıların herkesin eline geçmesinin engellenemeyeceğini ifade eder.

Astrolog, simyacı, kâhin gibi gruplar aynı düşünceden hareketle şifreli metinler kaleme almışlardır. İslam’ın gelişine kadar bu anlayış devam etmiştir.İslam’la birlikte durum başka bir veçhe kazanmaya başladı. Çünkü İslam’ın ilk emri oku idi. İslam’ın intişar yıllarının ilk zamanlarında ilim ve tecrübe ehlinin genellikle satırlardan ziyade sadırlara güvendikleri, izahtan varestedir. Buradaki çekince de benzer şekilde, yazılı metinlerin güvenilir olmayan ellere geçmesi tehlikesi ve Araplarda yazı yazmanın bir eksikli olarak addedilmesi idi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir